PK Hakkında

Piksel kukla nedir?
Oyun oynamanın kuklacılıktan pek farklı olmadığını düşünmüşümdür. Bir kuklacı nasıl farklı ipleri çekerek kuklasını oynatıyorsa oyuncular da farklı tuşlara basarak karakterlerine hareket verirler. Ama farklı olarak sahne bir izleyici kitlesine değil oyuncuya dönüktür. Zevk için de olsa, korku için de olsa oyun oyuncunun kendi zihinsel stimülasyonu için oynanır. Bu dijital eğlencenin hem öznesi hem nesnesi olan karaktere de piksel kukla diyebiliriz.

Video oyunlarının sadece zaman öldürmeye yarayan araçlar olduğunu düşünmüyorum. Birer kültürel ürün olarak, sinemadan, kitaplardan ya da tiyatrodan farklı değiller. Tüm kültür ürünleri gibi insan deneyimlerine ilişkin yeterli ya da yetersiz hikayeler anlatır, bizi şaşırtır, keyiflendirir ya da üzerler. Anlam ve değer üretirler. Bu blogda oyun endüstrisi ve oyunlar hakkında haberlere yer verip incelemeler yapmak dışında, video oyunlarını bu perspektiften, toplum ve bireyle ilişkisi üzerinden ele almaya çalışacağım.

Oyun oynamaya ilk ne zaman başladım?
10 yaşında MS-DOS’da başladım. Bilgisayar alındığında ben de her dahi çocuk gibi onu sadece oyun oynamak için kullandım. Halbuki ailem sadece oyun oynamaya yarayan bir alet almayı absürd bulduğu için dönemin popüler oyun konsollarından almamıştı.  Bu yüzden oyun dünyasındaki bazı ‘çok güzel’ şeyleri kaçırdım. Ama aynı zamanda çok da sıkı bir PC oyuncusu oldum. Ve yakında PC oyunculuğunun tarihe karışacağı düşüncesi beni üzüyor.

En çok oynadığım oyun türü nedir?
Gerçek anlamda bir tür olmasa da indie yani bağımsız oyunları seviyorum. Çoğunlukla puzzle ve action-adventure ya da sade adventure oyunları tercih ediyorum.

En sevdiğim oyun nedir?
Kesinlikle Elder Scrolls IV: Oblivion. Bir önceki cevabıma ters düştüğünü biliyorum ama şöyle anlatayım: Bir konsept olarak oyunun ne olduğunu öğrendiğimde video oyunlarının hemen her obje ve/veya karakterle etkileşime geçebileceğim bir uzam olduğunu düşünmüştüm. Temelde evet oyun öyle bir şeydi. Ama kısmen. Tam olarak hayal ettiğim gibi değil. 1996’da Tomb Raider oynadığımı hatırlıyorum. İmgesel düzeyde ortam düşündüğüm gibiydi. Sonra etkileşmeye başladım. Daha doğrusu etkileşmeyi denedim. İnteraktif olmayan objelere çarptım durdum. Yıllar boyunca tonla oyun oynadım. Her seferinde benzer şeyler deneyimledim. Ta ki Oblivion’a dek. Evet, bayağı bekledim.

Bu açık uçlu, adventure-rpg mizaçlı Bethesda çocuğunu oynadığım anda dişliler birbirine geçti, çarklar dönmeye başladı. Oyun nerdeyse hayalgücümle eşzamanlı ilerliyordu. Kendim tasarlamışım gibi oynuyordum. Nereye gideceğimi, neyle etkileşeceğimi ya da nasıl ilerleyeceğimi biliyordum. Bu yüzden de o zaman ‘ilk defa gerçek anlamda oyun oynadığım zaman’dır.

ilkay arı

ariilkay [at] gmail [.] com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s